Yayın hayatına 1936 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne dünyayı fotoğraflarla tanıtma amacıyla başlayan ve televizyonun henüz deneysel bir mecra olduğu foto muhabirliği altın çağında evlere giren Life dergisi, dans tarihine tuttuğu ışıkla yeniden gündeme geldi. 1972 yılına kadar haftalık olarak yayımlanan ve ABD kültürünün en köklü dönüşüm evrelerini belgeleyen yayının zengin dans arşivi, Taschen tarafından yayımlanan 'LIFE. Let’s Dance' adlı yeni kitapta bir araya getirildi. Dergi, ilk sayılarından itibaren dansa geniş yer ayırmış; Aralık 1936'daki kapağını yeni kurulan School of American Ballet dansçılarına tahsis ederek bu görsel sanat dalını sayfalarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmişti.
Yayımlanan arşiv koleksiyonu, dans dünyasının unutulmaz anlarını ve perde arkasını gözler önüne seriyor. Seçkide büyük koreograf George Balanchine'in 'The Seven Deadly Sins' balesini kurgulama süreci ve Manhattan'daki dairesinde yemek pişirdiği anlar, 'The Hottest Little Team in Show Biz' başlığıyla manşetlere taşınan Margot Fonteyn ve Rudolf Nureyev birlikteliği ile Agnes de Mille'in ilerleyen yaşına rağmen provalardaki tavizsiz performansı yer alıyor. Ancak arşiv, sadece sahne sanatlarını değil; balo salonlarından gece kulüplerine, mezuniyet balolarından ev partilerine kadar Amerikan toplumunun dönüşümünü de belgeliyor.
Fotoğraflar, valsten tangoya, lindy hoptan mambo, twist ve fruga uzanan bir yelpazede 20. yüzyılın toplumsal dinamiklerini yansıtıyor. 'Dans edebilir miyiz?' nezaketinden disko kültürünün getirdiği serbest ve bireysel hareket alanına geçiş, toplumsal cinsiyet politikalarındaki değişimi ortaya koyuyor. Dönemin Life köşe yazarı Albert Goldman'ın 'Dans için 60'lar gibi bir on yıl oldu mu?' sözleriyle vurguladığı bu dönem; gücün profesyonel sahne sanatçılarından 'yaratıcı amatörlere' geçtiği, gençlik kültürünün doğduğu ve 'American Bandstand' gibi televizyon programlarıyla yeni dans akımlarının hızla yayıldığı bir kırılmayı temsil ediyordu.
Kitapta yer alan kareler aynı zamanda ABD'nin ırk politikaları ve Soğuk Savaş paranoyasıyla kurduğu bağı da gözler önüne seriyor. Siyah ve Latin toplulukların geliştirdiği tap, caz, Charleston ve ça-ça-ça gibi stillerin ana akım kültür tarafından nasıl benimsendiği ve dönüştürüldüğü takip edilebiliyor. Soğuk Savaş döneminde ise Sovyet ve Amerikan eğitim sistemlerini kıyaslayan bir yazı dizisi kapsamında Life, Moskova'daki öğrencilerin dans derslerindeki katı disiplinini görüntüleyerek rahat Amerikan okullarıyla karşılaştırmıştı. Hatta dönemin Sovyet lideri Nikita Kruşçev'in, Hollywood'daki Can-Can filmi setini ziyareti sırasında dans rutinlerini 'yozlaşmış' bularak Batı kültürünü hedef alması da dergi arşivinde kendine yer buldu.
Koleksiyonun öne çıkan belgeleri arasında sinema ve sahne tarihinin simge anları bulunuyor. 1959'da 20. Century Fox stüdyolarında çekilen 'Can-Can' filmi setinde Shirley MacLaine ve Juliet Prowse'un havaya sıçradığı an, Belle Époque dönemi kabaresinin hikayesini ve Kruşçev'in tepkisini hatırlatıyor. 1943 tarihli bir karede ise Harlem kulüplerinden çıkan ve pilot Charles Lindbergh'in 1927'deki Atlantik uçuşundan adını alan Lindy Hop'un efsanevi Whitey's Lindy Hoppers üyeleri Willa Mae Ricker ve Leon James havada süzülürken görülüyor; Life bu dansı 1943'te 'Amerika'nın ulusal dansı' olarak tanımlamıştı.
Kitap ayrıca 1925'te kurulan, Britanyalı Tiller Girls model alınarak şekillendirilen ve imza tekniklerini tescilleyen Radio City Rockettes topluluğunun 1958 tarihli kusursuz senkronizasyonunu belgeliyor. 1965 yılında Royal Ballet'nin ABD turnesi sırasında Rudolf Nureyev ve Margot Fonteyn'in 'La Bayadère' performansı, New York Metropolitan Opera Binası önünde atlı polislerin kalabalığı kontrol etmek zorunda kaldığı 'Rudimania' histerisini kayda geçiriyor. 1967'de Arkansas'taki Little Rock Central High School mezuniyet balosunda çekilen kare ise Yüksek Mahkeme'nin ayrımcılık yasağının ardından okulun entegre olmaktan ziyade yalnızca desegrege olarak tanımlandığı sancılı dönemi gösteriyor. Son olarak 1966'da bir Los Angeles gece kulübünde görüntülenen aktör Michael Caine, namıdiğer 'Disco Mike', Life'ın 1961'de yedi sayfalık bir dosyayla 'nabız gibi atan, dönen ve kalça sallayan bir çılgınlık' olarak tarif ettiği twist akımının toplumdaki yaygın etkisini belgeliyor.
